Çizmeli Kedi Masalı | Hikaye Oku Çizmeli Kedi Masalı – Hikaye Oku
Anasayfa / GeneL / Çizmeli Kedi Masalı

Çizmeli Kedi Masalı

Sosyal hesabında Paylaş


Çizmeli  Kedi Masalı Oku

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, ben diyeyim uzakta, siz deyin yakında ama çok eski zamanlarda bir değirmenciyle üç oğlu yaşarmış. Az konuşup çok çalışırlar, gül gibi geçinip giderlermiş. Günlerden bir gün değirmenci hastalanmış. Öyle ki yatağından kalkamaz olmuş. Öleceğini anlayan değirmenci, neyi varsa oğulları arasında paylaştırmaya karar vermiş. Kendisi öldükten sonra oğullarının mal derdine düşüp de aralarında tartışmalarını istemiyormuş. Hemen oğullarını yanına çağırmış. Değirmeni büyük oğluna eşeğini ortanca oğluna ve kedisini de küçük oğluna bıraktığını açıklaöış. Sonra da oracıkta can vermiş. Hepsi babalarının ölümüne çok üzülmüşler. Ama elden ne gelir? Artık her biri kendi başının çaresine bakmak zorundaymış. Fakat küçük oğlu kendisini çok mutsuz hissediyormuş. İçten içe babasına kızıyor, – Bir kedi ne işe yarar ki? Değirmenle eşek öyle mi ya? Onlara her şey yapılabilir, diye kendi kendine söyleniyormuş. O böyle umutsuzluk içinsw kıvranadursun, bizim kedi onun söylediklerini duymuş. Yavaşca yerinden doğrulmuş. Sonra şöyle bir gelinmiş. İki ayağı üzerine kalkıp çocuğa doğru yürümeye başlamış. “Sen öyle sanmaya devam et bakalım.” der gibi  genç adama bakıyormuş. Bir yandan da iki ayağının üzerinde yürümesiyle onu şaşırttığı için kıs kıs gülüyormuş. Genç adam gerçekten de kediyi hayret dolu bakışlarla seyrediyormuş. Kediler dört ayak üzerinde yürürmüş. Böyle yürümek de neyin nesiymiş. O böyle düşünürken kedi de yanına sokulmuş ve konuşmaya başlamış. Genç Adam – Sen bak şuna, demiş. Şimdi de konuşuyor. Sonra da yürada olup olmadığını anlamak için kendi kolunu bir çimdik atmış. – Bu ne biçim bir kedi böyle, demiş.
– Mavvv… Ben senin bildiğin kedilerden değilim işte. Şimdi şaşkınlığını bir kenara bırak da kulaklarını dört aç ve beni dinle, demiş kedi. Sözlerini şöyle davem etmiş: – Eğer benim sözümü dinlersen bir gün çok mutlu bir adam olabilirsin. Ama sabır etmesini de bilmelisin. Genç adamın buna pek inanası gelmemiş ya neyse… Başka bir çıkar yol bulamadığı için kedisiyle beraber oradan ayrılmaya karar vermiş. Bir iş bulup çalışmalıymış. Yoksa karnını nasıl doyururmuş.Birkaç parça eşyasını da yanına alrak birlikte yollara düşmüşler. Dağlar, tepeler aşmışlar. Derelerden, köprülerden gemişler. Sonunda gele gele büyük bir ormana gelmişler. Genç adam öyle yorulmuş ki neredeyse düşüp bayılacakmış. Bir çınarın gölgesine uzanacağı sırada kedi, kızgın bir şekilde, – Hey ne yapıyorsun, demiş. Birkaç tane bıldırcın avlasak hiç fena olmaz. Gennç adam, kedinin bu sözlerine hak vermiş. “Acıkmış olmalı.” diye düşünmüş içinden. Kendisi de az acıkmamış hani. Bir sürü bıldırcın avladıktan sonra genç adam, tam onları pişirecekmiş ki kedi yine seslenmiş: – Bence onları ğişirmekten vazgeç. Daha yapacak çok işimiz var.Genç adam buna bir anlam verememiş. Kedi onun konuşmasına fırsat bırakmadan şöyle demiş: – Akıllım, en yakın kasabaya varıp bir kaç bıldırcın satmalıyız. Genç adam, kedinin bu gerekçesini de haklı bulmuş. Öyle ya paraları olmadan nasıl yaşarlarmış? Sonra  bıldırcınları bir çavalın içine koyup kasabaya varmışlar. Burada kısa zamanda bıldırcınları satmışlar. Para kazanmak genç adamın çok hoşuna gitmiş.  Ellerinde bir kaç bıldırcın kalmış ki kedi: – Hadi bakalım, gidiyoruz, Demiş.
– Deli misin, daha hepsini satmadık ki! Hem nereye gidiyormuşuz bakalım, diye çıkışmış genç adam. Kedi kendisinden emin bir şekilde şöyle demiş: – Tabii ki bana gerekli olan eşyaları almaya. – Neeee, diye bağırmış genç adam. Neymiş o gerekli olan şeyler? – Bir çift çizme, bir şapka ve bir de pelerin, diye karşılık vermiş kedi. Gewnç adam, kedinin bu isteği karşısında öfkesinden ne diyeceğini bilememiş. Sonra yine çıkışmış. – Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin, diye bağırmış. Kedi hiç istifini bozmamış – Beni dinlemen gerektiğini söylemiştim. demiş. – Kedi sözü dinlemek ha!.. Yani ben bunun dediklerini mi yapacağım şimdi, diye kendi kendine söylenmiş. genç adam. – Evet dostum, diye cevap vermiş kedi istersen biraz acele edelim. İkisi birlikte kasaba sokaklarını dolaşmaya başlamışlar. Girip çıkmadıkları dükkan sorup sormadıkları tüccar kalmamış. En sonunda bir çift çizme, bir şapka ve bir pelerin almışlar. Tabii bir de kedinin sonradan istediği kılıcı… Kedinin Keyfi yerine gelmiş. Önce çizmelerini giymiş. Sonra pelerinini ve tüylü şapkasını… Kılıcı da bir güzel kuşandıktan sonra aynaya bakıp gururla gerinerek, – İşte tam istediğim gibi, demiş.  Genç adam, onun ne yapacağını çok merak ediyormuş. Kedi arkasına dönüp, – Hadi sen git karnını doyur. Ben dönünceye kadar da burada bekle demiş. Genç adam “Nereye gidiyorsun?” demeye kalmadan kedi, elinde bıldırcınları koyduğu bir çuvalla oradan uzaklaşmış. Genç adam arkasından bakakalmış. O ülkenin kralı, bıldırcın etini çok severmiş. Bizim Çizmeli Kedi de bunu çok iyi biliyormuş. “Bir an önce  saraya varmalıyım.” diye düşünüyormuş. Koşa koşa gidiyor, adımları biraz yavaşlar gibi olunca, sahibinin kendisini beklediğini hatırlayıp yeniden hızlanıyormuş. Dereler  tepelerden, yokuşlardan düzlüklerden, uzun kısa yollardan geçmiş. Sonunda sarayın büyük kapısının önüne varmış. Bekçiler şaşkınlıkla bir kediye, bir de üzerindekilere bakmışlar. – Ne tuhaf bir kedi bu böyle, demişler. Kedi hemen söze girmiş: – Sevgili kralımıza hediyeler getirdim. Lütfen huzuruna çıkmama izin verin, demiş. Bekçiler onun bu isteğinekarşı çıkmamışlar. Onu kralın huzuruna götürmüşler. Karşısında bir kediyi, hem de böyle tuhaf görünüşlü bir kediyi gören kral, çok şaşırmış. Çizmeli Kedi, kralı saygıyla selamladıktan sonra elindeki çuvalı göstererek, hiç beklenmeden söze girmiş. – Saygıdeğer efendim, ben Karabas Markizi’nın elçisiyim.  Şu gördüğünüz çuvaldaki bıldırcınları da size o gönderdi demiş. Kral bıldırcıınları görünce çok sevinmiş. Hizmetçilerine hemen bir kese altın getirmelerini emretmiş. – Bununla efendisine teşekkür ettiğimi söyle demiş. Çizmeli Kedi, nerede nasıl konuşulacağını çok iyi bilirmiş. Bu yüzden durmadan krala övgü dolu sözler söylüyor, bu da kralın çok hoşuna gidiyormuş. O günden sonra sarayın kapıları Çizmeli kedi‘ye  hep açık kalmış. Bizim kedi istediği zaman saraya girip çıkabiliyor, kralla her konuda sohbet edebiliyormuş. Sizin anlayacağınız ikisi iyi birer dost olmuşlar. Gelelim değirmencinin küçük oğluna… Çizmeli kedi‘nin dönüşünü dört gözle beklemiş genç adam. Çizmeli Kedi kasabaya döndüğünde beraberinde getirdiği bir kese altını sahibine uzatmış. Genç adam kesenin ağzını açıp da parıl parıl parlayan altınları görünce birden gözleri kamaşmış. – Bunları nereden aldın diye kekelemiş. – Sevgili kralımızın sana hediyesi, demiş kedi gülerek. Genç adam sus pus olmuş, kediyi dinliyormuş. Çizmeli Kedi : – Sen bunları kafana takma, sonra ne olduğunu anlarsın, demiş. Günler bir bir geçip gidiyormuş. İşte o günlerden birinde bizim Çizmeli Kedi’nin aklına yeni bir fikir gelmiş. Kral ve kızı saray yakınlarındaki ırmak kenarında sık sık gezintiye çıkıyorlarmış. Bu onlar için güzel bir fırsat olabilirmiş. Birden yanında oturan sahibine heyecanla dürtmüş. – Dinle beni, hemen gidiyoruz, demiş. Genç adam kedisinin bu ani hareketlerine artık alışmış. Ama yine de “Nere?” diye bağırmaktan kendini alamamış. – Hadi çabuk, vakit kaybetmemeliyiz, demiş Çizmeli Kedi. Sana her şeyi yolda anlatırım. Yine yollara düşmüşler. Sık ormanlar, dimdik dağlar aşmışlar. Bağlardan, bahçelerden geçmişler. Gide gide sonunda ırmak kenarına varmışlar. Çizmeli Kedi, sahibini tepeden tırnağa şöyle bir süzmüş. Sonra da, – Hadi, şimdi soyun bakalım, demiş. Genç adam: – Nasıl yani, diye haykırmış. Buu bana hiç söylememiştin. Fakat ona bir kere söz vermiş ya… Onun sözünü dinleyecek, dediklerini yapacakmış. Genç adam elbiselerini çıkarıp hemen ırmağa girmiş. Irmağın buz gibi sularında beklemeye koyulmuş. Bu arada Çizmeli Kedi, sahibinin elbiselerini bir çalılığın arkasına saklamış. O sırada atların nal sesleri duyulmaya başlamış.  – Benim duyduklarımı sen de duydun mu, diye sormuş sahibine çizmeli kedi. Kral ve sevgili kızı buraya doğru geliyor olmalı. Genç adam hiç konuşmadan yanlızca başını sallamış. Çizmeli Kedi hemen arabanın önüne atlamış. El sallıyor, sanki yardım istiyormuş. Kral ve prenses Çizmeli Kedi’yi görünce hem çok sevinmişler, hem de çok şaşırmışlar. Kral: – Dostumun başı dertte galiba, demiş. – Ne oldu acaba, diye prenses söze karışmış. Kral, arabacıya arabayı durdurmasını emretmiş. Arabanın penceresinden başını uzatıp, – Senin ne işin var buralarda, demiş. Çizmeli Kedi, hiç vakit kaybetmeden anlatmaya başlamış. – Saygıdeğer kralımız, efendimle birlikte sizi ziyarete geliyorduk. Şu güzel ırmağın kenarından geçiyorduk ki efendim dayanamayıp suya girdi. O ırmakta yüzerken ben de kıyıda oturuyordum. Ama çok talihsiz bir olay yaşadık Çünkü o anda efendimin elbiseleri çalındı. Lütfen bize yardım edin, demiş. Kral bunu öğrenince, saraydan karabas Markizi’ne uygun elbiseler getirilmesini emretmiş. Bizim değirmencinin oğlu, saraydan getirilen elbiseleri giyince çok yakışıklı bir delikanlı olmuş. Kral onu arabasına almış. Bu arada prenses onu çok beğenmiş. Her ikisi de gözlerini birbirinden ayıramıyormuş. şimdi. Çizmeli Kedi’nin istediği sonunda olmuş. Krala en derin saygılarını bildirip hızla oradan uzaklamış. Gele gele ırmağın az ötesindeki bir tarla ya gelmiş. Tarlada köylüler çalışıyorlarmış. Bir kısmı ekin biçiyor, bir kısmı da biçimleri topluyormuş. İçlerinden birisi kendilerine doğru gelen Çizmeli Kedi’yi görünce irkilmiş. – Heyyy, şuraya bakın Bu ne biçim bir kedi böyle, diye haykırmış. Herkes başını kaldırıp Çizmeli Kedi’ye doğru bakmış. Bir başkası – Imm.. Sakın bu acımasız devin bir oyunu olmasın, demiş – Öyle ya, demiş öteki. Hiç böyle kedi görmüş müydünüz? Onlar ne yapacaklarını düşünürken kedi bir çırpıda söyleyeceklerini sıralamış. – Az sonra buradan yüce kralımız geçecek. Kral size buraların sahibini sorduğunda Karabas Markizi’nin  diyeceksiniz. Yoksa devin elinden çekeceğiniz var. Köylüler hep bir ağızdan. – Demek düşündüğümüz doğruymuş, demişler. Ne dediyse yapmalıyız. Aksi halde başımıza bir felaket gelebilir. Çok geçmemiş ki kralın arabası tarlanın kenarında durmuş. Kral arabanın penceresinden köylülere seslenmiş. – Benim sevgili halkım, bu tarlanın sahibi kimdir? Köylüler hep birlikte cevap vermişler: – Karabas Markizi’nindir efendimiz. Kral genç adamın yüzüne bakıp gülümsemiş. – Böyle güzel topraklara sahip olduğunuz için kendinizle gurur duymalısınız demiş. Yol boyunca alabildiğine uzanan tarlalardan, bağlardan, bahçelerden geçmişler. Geçtikleri her yerde çalışanlar, oraların Karabas Markizi’ne ait olduğunu söylemişler. Artık kral bu genç adamın kızına layık bir eş olabileceğini düşünüyormuş. Günü geldiğinde gönül rahatlığıyla tahtını ona bırakabilirmiş. O böyle düşünürken karşılarında, ormanın tam ortasında bir şato görmüşler. Burası acımasız devin şatosuymuş. Onlar şatoya doğru yol aladursunlar, bu arada bizim Çizmeli Kedi bakalım neler yapmış?  Kedi, kralın arabasının şatoya ne kadar zamanda ulaşacağını önceden hesaplamış. Bu yüzden rüzgar gibi esinmiş, Şimşek gibi çakmış. Çarçabuk devin şatosuna varmış. O sırada dev, yatmış güneşleniyormuş. Çizmeli Kedi, cesurca devin karşısına dekilmiş. Dev onun gelişini duymamış bile. Çizmeli kedi deve seslenmiş: – Hey sana söylüyorum, duymuyor musun, demiş. Dev bu sesi duyunca, gözünün tekini hafifçe açmış. Küçümser bir adayla, – Sen de kimsin, diye sormuş. Çizmeli Kedi: – Kim olduğumu görmüyor musun, diye çıkışmış. – Görüyorum da bu tuhaf kılığınla burada ne arıyorsun, onu anlayamadım, demiş, dev. – Seni merak ettim de, demiş. Çizmeli Kedi. Çok güçlü olduğunu söylemişlerdi. Bir de kılıktan kılığa girebildiğini… Dev biraz duraksamış. Sonra o güçlü bir kahkaha patlatmış. Bu öyle güçlü bir kahkahaymış ki yer gök inlemiş. Devin gür sesi dağlara çarpıp geri gelmiş. Kurtlar, kuşlar kaçışmış. Ayılar incelerine, Yılanlar deliklerine girmişler. Hatta kaplumbağalar uzun süre başlarını kabuklarından dışarı çıkartamaz olmuşlar. Sonra dev kızgın kızgın bakmış Çizmeli Kedi’ye. – Yoksa benim gücümden bir şüphen mi var, diye kükremiş. Çizmeli Kedi: – Yoo.. Yoooo, demiş çekinerek. Yalnız nasıl olup da kılıktan kılığa girebildiğini bir türlü aklım almıyor. Dev bir kez daha haykırmış: – Nasıl olur da bana inanmazsın sen? Kedi bir kaç adım geri gitmiş. Sonra da, – O zaman bir ejdarha ol da görelim, demiş. O böyle der demez, ağzından alevler çıkan bir ejderhaya dönüşüvermiş. Çizmeli Kedi, karşısında böyle bir ejderha görünce biraz ürkmüş. Ama sonra kendini toparlayıp, – Senin gibi kocaman bir devin ejderha kılığına girmesi çok kolay, demiş. Hadi bir fere ol da görelim. Dev yine kükremiş. – Nasıl fare olunurmuş bak da gör, demiş. Tam o sırada dev, küçücük bir fareye dönüşüvermiş. Şimdi gülme sırası Çizmeli Kedi’deymiş. Dev o kadar akılsızmış ki kedinin niyetini hiç anlayamamış. Çizmeli Kedi, fare kılığına giren devi kovalamaya başlamış. Pençeleriyle onu bir hamlede yakalamış. Sonra da çabucak yutuvermiş. Bunu gören şato görevlileri şaşırıp kalmışlar. Ama zalim devden kurtuldukları için çok sevinmişler. Çizmeli kedi bütün çalışanları etrafına toplamış. Onlara, – Bu şato artık efendin Karabas Markizi’nindir, demiş. İsterseniz burada kalıp onun emrinde çalışabilirsiniz. Onlar da Markizi’nin emrinde çalışmayı kabul etmişler. Bu sırada dışarıdan at kişnemeleri duyulmuş. Çizmeli Kedi hemen Koşarak dışarı çıkmış. Kralın geldiğini anlamış ve onu karşılamak istemiş. – Saygıdeğer kralım, demiş eğilerek. şu gördüğünüz şato efendim Karabas Markizi’nindir. Eğer konuğumuz olmayı kabul ederseniz, efendim bundan büyük mutluluk duyacaktır. Kral büyük bir memnuniyetle bu teklifi kabul etmiş. Çünkü kızını emanet edebileceği birini bulmuş sonunda. Karabas Markizi’ne dönerek, – Ben sizin konuğunuz olmaktan onur duyarım. Ama bir şartla. Bundan böyle benim sarayımda yaşamayı kabul ederseniz, demiş. Karabas Markizi, kralın bu sözlerine karşısında çok heyecanlanmış. Kekeleyerek, – Yüce kralımız, pek anlayamadım, demiş. Aslında anlamış ama duyduklarına inanamamış. Emin olmak için bu sözleri kralın ağzından bir kez daha duymak istemiş. Kral sevgiyle gülümsemiş. – Eğer kızımla evlenirseniz, beni dünyanın en mutlu kralı yapacaksınız, demiş. Genç adamın yüreği küt küt atıyormuş. Sevinci o kadar büyükmüş ki dünyalara sığmazmış. Başını kaldırıp uyangaç bir tavırla prensese doğru bakmış. Prenses de “Hislerini paylaşıyorum.” der gibi ona bakıyormuş. Bu arada bizim Çizmeli Kedi keyifli keyifli gülümsüyormuş, meraklı bakışlarla iki sevgiliyi izliyormuş. Genç adam Çizmeli Kedinin onları izlediğini fark etmiş. Onun kendisi için yaptıklarını hiç unutmayacağına dair söz vermiş kendi kendine. Bir ara Çizmeli Kediyle göz göze gelmişler. Genç adam, en derin teşekkürlerini bildiriyor, kediyse sanki ona mutluluklar diliyormuş. Gerçekten de genç adam, Çizmeli Kedinin kendisi için yaptıklarını hiç unutmamış. Eskiden bir değirmencinin oğlu olduğunu da… Ölünceye dek hep dost kalmışlar. Hepsi birlikte çok mutlu bir hayat yaşamışlar. Onların masalı dilden dile dolaşmış. Yedi ülkeyi aşmış. Uzun uzun yıllar geçmiş ama hiç unutulmamış.

Çocuk Hikayeleri | Çocuk Hikayeleri Kısa | Çocuk Masalı | Çocuk Masalları | Çocuk Masalları Kısa | Masal | Masal Oku | Hikayeler | Hikaye Oku

Sosyal hesabında Paylaş

Bir yorum

  1. Hikaye oku sitenizde paylaşmış olduğunuz Çizmeli Kedi masalını keyifle okudum, teşekkürler. sitenizde aynı zamanda Keloğlan masalları, Nasrettin Hocanın Fıkraları bölümü de mevcut ve ben Nasrettin Hoca fıkralarını okumayı seviyorum, dolayısıyla zaman zaman sitenizi ziyaret ediyorum. hikayeyle birlikte şiir kategorisine yer vermenizde hoş. çocuklar içinde masal, fıkra başlıklarını eklemişsiniz ve güzel bir site hazırlamışsınız.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

Check Also

Kaha Kuşu Masalı

Kaha Kuşu Masalı

Sosyal hesabında PaylaşFacebook PaylaşTwitter PaylaşGoogle+ PaylaşLinkedIn PaylaşPinterest Paylaş Bir varmış, bir yokmuş. ...