Sihirli Fasulye Masalı | Hikaye Oku Sihirli Fasulye Masalı – Hikaye Oku
Anasayfa / GeneL / Sihirli Fasulye Masalı

Sihirli Fasulye Masalı

Sosyal hesabında Paylaş

Zamanın birinde, kimsenin bilmediği bir ülkede, uzak mı uzak bir köyde, dul bir kadınla oğlu yaşarmış.
Öylesine yoksullarmış ki paraları yok denecek kadar azmış. Rosi adını verdikleri bir inekten başka bir şeyleri de yokmuş. Kadın her sabah Rosi’nin sütünü sağar, sonra da kasabaya götürür satarmış. Oğlu Jack ise miskin miskin yatarmış. Sizin anlayacağınız çok tembel bir çocukmuş Jack. Onlar böyle zar zor geçinip giderken günlerden bir gün Rosi süt vermez olmuş. İşin kötüsü Jack ve annesinin bir lokma ekmek alacak paraları kalmamış. İkisini de bir düşüncedir almış. Doluya koymuşlar almamış, boşa koymuşlar dolmamış. Ne yapsak ne etsek derken Rosi’yi satmaya karar vermişler. Annesi Jack’e, – Artık Rosi’den bize fayda yok. Onu kasabaya götür de sat. Eline geçen parayla da ekebilmemiz için buğday tohumu al, demiş. Jack ineğin yularından tutup isteksiz adımlarla kasabaya doğru yola koyulmuş. Yokuşlardan düzlüklerden, uzun kısa yollardan geçmişler. Tam kasabaya varacakları sırada karşılarına ihtiyar bir adam çıkıvermiş. Bu sevimli ihtiyarın sakalı öyle uzunmuş ki neredeyse yere değecekmiş. Hiç sakal bu kadar uzar mı demeyin Bizim Jack de böyle demiş ama sonunda hiçbir şeyin imkansız olmadığına inanmış. Fakat uzunca bir süre şaşkınlığını üzerinden atamamış. Çünkü Rosi bile ihtiyarı görünce hayretinden mölemeye başlamış. Uzun sakallı ihtiyar önce keyifli keyifli gölümsemiş. Sonra elindeki fasülye tanesini Jack’e göstererek, İneğini bana verirsen, ben de sana bu fasulye tanesini veririm, demiş. Jack, ihtiyarın bu sözleri karşısında ilkin biraz duraksamış. Sonra ihtiyara, – Sen ne söylediğinin farkında mısın, diye çıkışmış. – Hemen sinirlenme, demiş ihtiyar. Bu öyle senin bildiğin gibi fasulye tanesi değil.

– Basbayağı fasulye işte, demiş Jack.
– Beni dinlersen karlı çıkarsın.
Çünkü bu fasulye tanesi sihirlidir. Köyüne geri döndüğünde bunu ekersen, bir gecede büyüyüp boyunun göğe kadar uzandığını göreceksin, demiş ihtiyar. – Yaaa. Gerçekten doğru mu söylüyorsun, diye merakla sormuş Jack. – Tabikii ki demiş ihtiyar. Şimdi kabul edecek misin önerimi? Jack düşünmüş taşınmış, sonra burnunu kaşımış. İhtiyara dönüp, – Peki, senin dediğin gibi olsun, demiş. Bunu duyan Rosi uzun uzun mölemiş. – Siz kendi yolunuza, ben kendi yoluma diyerek kötün yolunu tutmuş bizim Jack. “İyi mi yaptım, kötü mü yaptım?” diye düşüne düşüne sonunda köyüne varmış. – Anne bak sana ne getirdim, diye seslenmiş annesine. Ardından olanları bir bir anlatmış. Annesi dinlemiş, o anlatmış. O anlatmış annesi dinlemiş. Dinledikçe kaşlarını çatmış, dudaklarını bükmüş. – Hadi ver şu fasulye tanesini, demiş kızgın kızgın. Jack elindeki fasulye tanesini çıkarıp annesine uzatmış. Jack ne bilsin başına gelecekleri. Meğer annesinin sevineceğini sanmış. Annesi fasulye tanesini eline aldığı gibi pencereden dışarı fırlatmış. – Seni gibi düzenbaz, diye bağırmış. Senin sadece tembel olduğunu sanıyordum. Ama sen akılsızmışsın da… Bizim Jack kendisini odasına zor atmış. O gece ne ekmek yemiş, ne de su içmiş. Yorgunluktan uyuyakalmış. Ertesi gün güneşin ilk ışıklarıyla uyanmış. Esneye esneye pencereyi açmış. Bir de ne görsün! Karşısında kocaman bir fasulye sırığı duruyormuş. Pencereyi hızla kapatıp dışarıya fırlamış. Fasulye sırığını aşağıdan yukarıya şöyle bir süzmüş. – Bizim ihtiyarın söyledikleri doğruymuş meğer, demiş hayretle. Sonra da fasulye sırığının nereye kadar uzandığını merak edip tırmanmaya başlamış. Tırmandıkça tırmanmış. Yükseldikçe yükselmiş. Bir de aşağı bakmış ki her küçücük görünüyor. – Amma da tırmanmışım ha, Demiş. Sanki o tırmanıyor fasulye sırığı uzuyormuş. Sonunda kendini bir bulutun üzerinde bulmuş. Bulut kaşını şöyle bir kaldırmış.  – Üzerimde tepinmekten vazgeç artık, demiş. Hem sen ne arıyorsun burada? Jack kekelemeye başlamış: – Be… Be.. ben burayı merak ettim de… – Öyleyse arkana bak, demiş bulut. Jack arkasına dönünce bir de ne görsün! Taştan yapılmış kocaman bir şato. Buluttan buluta atlayarak şatonun kapısına varmış. Yavaşça kapıyı açmış. Karşısına bir dev çıkmış. Bu, dev bir kadınmış. Bizim Jack biraz irkilmiş tabi. Dev kadın gür bir sesle haykırmış: – Sen de kimsin, benim evime izinsiz nasıl girersin? Bu sözleri duyunca Jack’ın ayakları geri geri gitmiş. Ama sonra cesaretini toplayıp, – Bana verebilecek yiyeceğiniz var mı? Çok acıktım da, demiş – Dev kadın gülümsemiş. – Hadi içeri gel. Sana yeni yaptığım çöreklerden vereyim. Jack çöreği tam ağzına götürecekmiş ki şato büyük bir gürültüyle sarsılmış. – Eyvah, demiş dev kadın. Kocam geliyor. Hemen saklanmalısın. Çünkü benim kocam çocuklara hiç dayanamaz. Bir lokmada yutuverir onları. Jack bunları işitince eli ayağına dolaşmış. Dev kadın: – Çabuk şu fırına gir, demiş. Jack birden kendini fırının içinde bulmuş. Bir yandan da “Dev adam ya beni yerse!” diye  düşünüyor, tir tir titriyormuş. Dev, kapıyı setçe açmış ve neşeli bir şekilde şarkı söylemeye başlamış. İnsanları çok severim Onları afiyetle yerim Güzel kokularını alırım Nerede olduklarını hemen anlarım Ben insan yiyen bir devim insan etini çok severim Sonra da, – Hımm… Burada bir çocuk var galiba. Nerede hadi söyle demiş karısına. Devin Karısı: – Ne çocuğu, demiş. Dün akşam yediğin ay koyunun kokusudur. Dev buna inanmış. Yemeği yedikten sonra altınları saymaya başlamış. Bir.. Üç… Derken uyuyakalmış. Bizim Jack saklandığı yerden çıkmış. Devin elinden altın kesesini yavaşca çekmiş. Altınları içine doldurup hızla oradan uzaklaşmış. Bulutların üzerinden atlaya zıplaya düşe kalka, fasulye sırığına ulaşmış. Fasulye sırığına sıkıca tutunarak aşağıya inmiş. Jack’in annesi altınları görünce hem çok sevinmiş, hem de bu işe bir türlü akıl sır erdirememiş. Aradan günler, haftalar aylar geçmiş. Altınlar da suyunu çekmiş. Jack çaresiz yine sırığına tırmanmış. O sırada bulutlar uyuyorlarmış. Bir tanesi gözlerini açmış. – Yine mi sen, demiş. Devin şatosuna mı gidiyorsun yoksa? – Evet, diye karşılık vermiş Jack. – Biraz dikkatli olsan iyi edersin, demiş bulut. Sonra pişman olabilirsin. – Sağ ol, demiş Jack. Ben ne yaptığımı iyi bilirim. – İyi öyleyse, demiş bulut. Benden söylemesi. Jac’ı şatonun kapısında devin karısı karşılamış. – Doğrusu senden biraz kuşkulandım, demiş. Geçen sefer geldiğinde bir kese altınımız kayboldu. Bunları duyan Jack: – Yaaa, demiş Demek öyle! Ama bir yandan da kendini çok kötü hissetmiş. Çünkü devin karısının ona yaptığı iyiliği unutamıyormuş. Yine de dev kadın onu içeri almış. Sonra da ona güzel bir kahvaltı hazırlamış. Bizim Jack tam yumurtasını ağzına götürecekken, şato şiddetli bir şekilde sallanmaya başlamış. Dev kapıyı açıp içeri girmeden, Jack çabucak fırına girivermiş. Dev yine aynı şarkıyı söylüyormuş.
İnsanları çok severim
Onları afiyetle yerim
Güzel Kokularını alırım
Nerede olduklarını hemen anlarım
Ben insan yiyen bir devim
İnsan etini çok severim
Devin karısı onun bir şey sormasına fırsat vermeden, – Canım kocacığım! Bu gün sana güzel yemekler yaptım. Hemen kokusunu aldın değil mi, demiş. Dev, gevrek gevrek gülmüş. – O kadar çok acıktım ki, demiş şöyle güzel bir çocuk olsa da yesem. Bu sırada devin elinde bembeyaz bir tavuk varmış. Devin karısı:  – Onu bana ver de yarın pişireyim, demiş. – Olmaz, diye bağırmış dev. Hem de öyle bir bağırmış ki bir ara Jack’ın annesi bile başını kaldırıp gökyüzüne bakmış. Dev elindeki tavuğu yere bırakmış. Ona – Yumurta, diye emretmiş. Onları izleyen Jack, hayretler içinde kalmış. Çünkü tavuk, altın bir yumurta yumurtlamış. – Vay canına, demiş Jack yavaş.a. Çok geçmeden dev uykuya dalmış. Jack fırından çıktığı gibi tavuğu kapmış. Tavuk da neye uğradığını şaşırmış. Bizim Jack doğruca fasulye sırığının yanına koşmuş. Gökyüzünden aşağıya öyle bir hızlı inmiş ki bir anda kendini bahçede bulmuş. Hemen annesine seslenmiş: – Annee. Annee!.. Sana çok sevineceğin bir süprizim var. Oğlunun sesini duyan kadın, pencereden başını uzatmış. – Ne var, ne oldu, diye sormuş. Jack gururla gülümsemiş. – Yumurta! Bizim Jack bunu der demez, tavuk altın bir yumurta yumurtlamış. Kadın gözlerine inanamamış. Sonra da Jack’e dönüp, – Bana bak, demiş. Ben senin çalışmanı istiyorum, çalmanı değil… Jack bu işe biraz bozulmuş. Fakat annesinin bu sözlerini hiç umursamamış. Gel zaman git zaman derken Jack, yeniden devin şatosuna gitmeyi kafasına koymuş. Ertesi gün sabah erkenden kalkmış. Annesine görünmeden fasulye sırığına tırmanmaya koyulmuş. Şatoya vardığında etrafta kimsecikler yokmuş. Ne devin karısı, ne de dev… Jack yavaşca kapyı açmış. içerde de kimsecikler görünmüyormuş. Önce saklanacak bir yer aramış. – Yine fırıa saklanırsam, beni hemen bulurlar, diye geçirmiş içinden. Odanın ortasında dolanıp dururken bir dev heykeli ilişmiş gözüne. Bizim Jack’in gözleri ışık ışık parlamış. Tam O anda şato sallanmaya başlamış. Jack de kendini heykelin arkasına zor atmış. Dev her adım atışında yer yerinden oynuyormuş. Sizin de duyduğunuz gibi yine aynı şarkıyı söylüyormuş.  Niye mi? Jack’in kokusunu almış da ondan. bu arada Jack gizlice  devi izliyormuş. Dev gür sesiyle haykırmış: – O çocuk burada. Bu kez onu mutlaka bulacağım! Onu duyan karısı koşup gelmiş. – Ne çocuğu , diye sormuş. Çocuk buradaysa ben niye görmedim? Dev önce yeri göğü inleten bir kahkaha patlatmış. Öyle ki arkasına saklandığı heykel devrilecek diye Jack’in ödü kopmuş. Neyse ki böyle bir şey olmamış. Dev: – Ben öyle diyorsam, öyledir. Yoksa bana inanmıyor musun, diye bağırmış. Devin karısı: – Tabi inanıyorum. Ama nereye saklanmış olabilir ki, diye sormuş. – Şu fırının içine bak bakalım, demiş dev. Fırının kapağını açıp bakmışlar bulamamışlar. Aramışlar taramışlar, en sonunda evin altını üstüne getirmişler. Yok, yok, yok… işte, demiş devin karısı. Bu sırada masanın üstünde duran arpa takılmış gözleri. – Bu da ne, diye sormuş. – Görmüyor musun, bu bir arp, demiş dev. Sonra da – Çal, diye emretmiş. arpa. Arp kendi kendine öyle güzel melodiler çalıyormuş ki yıldızlar yanıp sönmeye güneş gülümsemeye, ay güneşin etrafında daha hızlı dönmeye başlamış. Bu harika melodilere bulutlar keyiflenmiş, keyiflendikçe dinlemiş. Sonunda  uytkusu gelmiş biraz sonra bu güzel melodilerin yerini devin horultusu almış. Devin derin bir uykuya daldığını gören Jack, masaya tırmanıp sessizce arpı kucaklamış. Küçük  ve hızlı adımlarda kapıya doğru koşmaya başlamış. Tam bu surada hiç beklemediği bir şey olmuş. Ne mi olmuş? – İmdaat, kurtarın beni, diye bağırmaya başlamış arp. Bu sesle uykusundan uyanan dev, Jack’i görünce, Seni gibi hırsız, seni! Burada olduğunu biliyordum. Demek altınlarımı ve tavuğumu sen çaldın ha? Ben şimdi sana gösteririm, diye çıkışmış. Jack soluk soluğa koşuyormuş. Dev de arkasından gidiyormuş. Jack fasulye sırığından aşağı iniyor dev de onu takip ediyormuş. Dev aşağı indikçe fasulye sırığı onun ağırlığıyla sallanıyormuş. Sonunda Jack avaz avaz bağırmaya başlamış: – Anneee… Annee!.. Çabuk bana bir balta getir! Oğlunun acı acı kendisine seslendiğini duyan anne, baltayı kaptığı gibi dışarı fırlamış. Fasulye sırığından aşağıya inmeye çalışan devi görünce dizlerinin bağı çözülmüş. Ne yapacağını şaşırmış: Jack çarçabuk baltayı eline alıp bir vuruşta fasulye sırığını ortadan ikiye ayırmış. Fasulye sırığı yıkılınca, dev de büyük bir gürültüyle yere yığılmış. Devin öldüğünü gören Jack  Annesine sarılmış. Gözyaşlarını tutamayan annesi: – Az kalsın yüreğime inecekti, demiş. Bir daha kimsenin malını çalmanı istemiyorum. – Ama bunlar onun malı değil ki. O da başkasının malını çalıyordu, diye kendini savunmuş Jack.  Annesi onun bu sözlerine kızmış. – Bütün bunlar, senin yaptıklarının doğru olduğunu göstermez, demiş, Çalışıp hak ettiğin kadar kazanmalısın. Sonra da Allah’a şükretmelisin. Jack biraz düşündükten sonra annesinin bu sözlerine hak vermiş. Zaman zamanı aşmış, günler ayları aşmış, aylar yılları aşmış, Dinleyen bu masalın sonuna şaşmış. Bizim Jack yakışıklı bir delikanlı olmuş. Gerçekten de o günden sonra durmadan çalışıp çabalamış. O çalıştıkça arp, birbirinden güzel melodiler çalıyormuş. Bütün hayvanlar neşelenip ona eşlik ediyormuş. Çok geçmemiş ki arpın ünü bütün ülkeye yayılmış. Çaldığı melodiler, dilden dile dolaşır olmuş. Günlerden bir gün ortalığa bir söylenti yayılmış. Herkes birbirine, – Prenses arpı görmeye gelecekmiş, diyormuş. Jack’ın buna inanası gelmemiş. Ne zaman ki prensesi karşısında görmüş, işte o zaman inanmış. Heyecandan dili tutulmuş sanki. Hiçbir şey söyleyememiş. Çünkü prensese aşık olmuş. Tabi prenses de ona. Bizim Jack, ne diyeceğini bilememiş ama arp onun yerine dile gelmiş. – Birbirini sevenler evlenip mutlu olsun. Prenses ve Jack benim sesimi duysun, demiş. Bunu duyan prenses ve Jack birbirlerine bakmışlar.

Jack: 
– Benimle evlenir misin, sevgili prensesim demiş. 
Prenses bu teklifi memnuniyetle kabul etmiş. Dillere destan bir düğünleri olmuş. Arp tatlı tatlı çalmış, onlar dans etmiş. Bunu gören herkes dansa katılmış.  Yıllar sonra Jack ülkeye kral olmuş. Doğruluktan ve dürüstlükten hiç ayrılmamış. Halkıyla sonsuza dek mutlu bir şekilde yaşamış. Söylentiye göre arp hala kimsenin bilmediği bir yerde harika melodiler çalmaktaymış. Onu, yalnız hisssetmesini bilenler duyabilirmiş.

Çocuk Hikayeleri | Çocuk Hikayeleri Kısa | Çocuk Masalları | Çocuk Masalları Kısa | Hikaye | Hikaye Oku | Hikayeler | Hikayeler Kısa | Kısa Hikayeler | Masal Oku 

 

Sosyal hesabında Paylaş

Bir yorum

  1. sihirli fasulye hikayesi

    Hikaye oku adlı internet sitenizde farklı kategoriler var ve bunlardan bir tanesi hikaye. Bende hikaye okumayı seven birisi olarak sitenizi ziyaret ettiğimde ilgimi çeken sihirli fasulye hikayesini okudum, paylaştığınız için teşekkürler. Fıkra olarak Nasrettin Hocanın fıkralarını sitenizde bulabiliyorum. Masal, deneme, şiir olarak çeşitli başlıklara yer verdiğiniz Hikaye oku sitenizdeki çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

Check Also

Kaha Kuşu Masalı

Kaha Kuşu Masalı

Sosyal hesabında PaylaşFacebook PaylaşTwitter PaylaşGoogle+ PaylaşLinkedIn PaylaşPinterest Paylaş Bir varmış, bir yokmuş. ...